KAYBOLDUM.
Gecenin karanlığında yelkovan akrebi üçe kovalarken hala uyanıksanız ya bir yerlerde çok eğleniyorsunuzdur ya da gözlerinizi dikmiş tavanı izliyorsunuzdur. İkinci seçenek benim şu an da dahil olduğum grup ve pek de mutlu bir grup olduğu söylenemez. Gerçi ben genel olarak 'mutsuz' bir insan olduğum için, benim durumum da bu ekstra mutsuzluk oluyor.
Bir süredir hiçbir şey yapmıyorum. Sizde de böyle mi? Mesela beni ben yapan şeyleri. Artık ben, ben değilim sanki. Ve şu an ki kişi çok yabancı bana. Tanımıyorum bunu. Ve eski halimi özlüyorum. Ama kendimle barışmak için de bir şey yapmıyorum. Sahi, küstürdüm mü kendimi kendime?
Eskiden ne çok hayal kurardım.
"...bunu da yapmadan ölmem herhalde." derdim birçok şeye.
Şu an da düşünmesi bile çok zor olan bir şey, o zamanlar için gerçekliğim olacağını kesinlikle bildiğim şeylerdi.
En önemlisi kurduğum hayale inanırdım. Bütün dünya karşımda olsa bile.
Şimdi ise bir damla hayalim yok. İnancım yok. Umudum yok.
Hevesim yok.
Şu ekranın karşısına geçmek bile zor. Bırak hayal kurmayı, bir şeyler düşünmekten bile kaçınıyorum. Belki de bu yüzden yazmıyorum eskisi kadar. Çünkü yazmak demek düşünmek ve fikir beyan etmek demek. Oysa ben kendimi aptallaştıracak, düşünmekten alıkoyacak şeyler yapıyorum. Çünkü düşünmek zor. Ve bir kere başlarsan geriye dönüş neredeyse imkansız. En fazla yok saymaya çalışabilirsin, son dönemde yaptığım gibi.
Hem bu durumdan şikayet etmek hem de hiçbir şey yapmamak. Yapamamak.
Artık olduğum kişiyi sevmiyorum evet. Ama değiştirecek gücü de bulamıyorum kendimde.
Bir kabuk gibiyim artık. İçi boş. Kurumuş. Yazmayan, okumayan, izlemeyen, düşlemeyen ve mutsuz. Eskiden de mutsuzdum ama diğer saydığım her şey farklıydı en azından.
17 yaşımla aramda sadece 7 dünya yılı var. Ama benim kendi evrenimde çok daha fazla.
Sanki göğsümde bir alev parçası vardı ve o itici gücümdü benim*. Gittikçe azaldı bazen başkaları, bazense ben kendi elimle söndürdüm onu sanki. Şimdiyse sadece işimi yapıp, paramı kazanıp, hayatımı idame ettirecek kadar bir kor parçası kaldı. Büyüdüm mü şimdi ben? Bu muydu çok övdüğünüz yetişkinlik? Kalbinin ortasında boşluk, göğüsünde sönmeye yüz tutmuş bir alev parçası ile yaşamaya mecbur olmak. Bu halimi sevmiyorum, eski ben parlak bir yaz gününde uzaklaştıkça azalan, sözlerini hatırlayamadığım bir şarkı gibi artık. Ama bu durumu değiştirmek için hiçbir şey yapmak da gelmiyor içimden. Hayal bile kurmuyormuşum meğer çok uzun zamandır. Oysa çok hayal kuran bir çocuktum ve küçükken hep derdim kendime, 'sen hayallerin olmazsa ölürsün.'
Sanırım öldüm, ama haberim yok.
*Tıpkı Yürüyen Şato, Howl ve Calcifer ilişkisi gibi.

Yorumlar
Yorum Gönder